Yerelden Ulusala Bir Gazetecilik Hikâyesi: Osman Yazıcı
- 5 gün önce
- 4 dakikada okunur

Gazetecilik, çoğu zaman sahada öğrenilen, emekle ve deneyimle şekillenen bir meslek. Osman Yazıcı’nın hikâyesi de tam olarak bunu gösteriyor. Trabzon’da gönüllü olarak başladığı gazetecilik yolculuğunu, yıllar içinde yazı işleri müdürlüğüne, televizyon muhabirliğine ve hatta başbakan danışmanlığına kadar taşıyan Yazıcı, mesleğin mutfağından gelen güçlü bir isim. Yerel basının öneminden dijital medyanın dönüşümüne kadar pek çok konuda dikkat çekici değerlendirmelerde bulunan Yazıcı, aynı zamanda yeni nesil gazetecilere de önemli mesajlar veriyor.
Kendinizi tanıtır mısınız?
Benim adım Osman Yazıcı, Rizeliyim. Trabzon’da teknik liseyi bitirdim. Teknik lise mezunuyum. Gazeteciliğe önce lise son sınıftayken Trabzon’da yerel bir gazete olan Karadeniz Gazetesi’nde stajyer gibi gönüllü olarak başlamıştım. Üniversite eğitimimi de Trabzon’da yaptığım için o gazetede gönüllü olarak başladığım gazeteciliğe devam ettim. Karadeniz Gazetesi Samsun’dan Artvin’e kadar bölge gazetesidir. Yani Ege’de Yeni Asır neyse Karadeniz’de de Karadeniz Gazetesi yerel bir gazetedir.
1980’de darbe dönemi. 12 Eylül darbe döneminden sonra muhabir olarak göreve başladım. Polis adliye muhabiri, sizin anlayacağınız. Daha sonra bu gazeteden sorumlu yazı işleri müdürü olarak ayrıldım. 14 yıl görev yaptım. 1980–1994 arası.
Trabzon hem siyaseten hem medya olarak çok güçlü ve kültür olarak önemli bir şehirdi. Siz belki hatırlamayabilirsiniz. Tercüman Gazetesi vardı, Bulvar Gazetesi vardı. Bir de Anadolu Ajansı Bölge Müdürlüğü vardı. Tercüman’da, Bulvar ’da ve haber ajansında muhabirliğe başladım. Sonra başyazarlıktan yazı işleri müdürlüğüne kadar yükseldik.
Yani gönüllü olarak başladığım gazetede sonuç olarak o gazetenin en tepesinde sorumlu yazı işleri müdürü olarak 90’lı yıllarda ayrıldım. Hatta şöyle söyleyeyim, şimdiki gençlere örnek olması için: O zaman Anadolu Ajansı’nda teleks vardı. Haberler teleks gelirdi. O teleks Trabzon’daki abone olan gazetelere servis yapılırdı. Ben o teleksi dağıtırdım.
Gazeteciliğe başlangıç hikâyem bu.
Trabzon’da yerel bir yayında başladınız. Yerel haberciliğin mutfağında gelişmeniz Ankara’daki parlamento editörlüğü sürecine nasıl katkı sağladı?
Şimdi şöyle söyleyeyim. Yerelde güçlü olmayan gerek siyasette gerek medyada ulusalda güçlü olamaz. Trabzon Karadeniz Gazetesi yerel değildi. Trabzonspor’un olduğu, Trabzon’da yaşayan bir şehir düşünün. O dönemde 30.000, bazen 40.000–50.000 satış yapan bir gazeteydi. Bizim için bir okuldu. Benim bugünlere gelişimde gazetecilikte eğer bugün varsam temelinde bu yerelde aldığımız gazeteciliğin etkisi vardır. Ben alaylıyım, iletişim mezunu değilim dönemde gazetede 60 kişi çalışırdı. İki arkadaşımız iletişim mezunuydu ve onları havada kapıyorlardı. Ama ben yazı işleri müdürüydüm. Yerelde başlamanın zevki çok farklıydı. Örneğin bir haberim çıkacağı zaman bugünkü gibi teknoloji yoktu. Haber yazacaksın, merkeze getireceksin, fotoğraf çekeceksin, tabedeceksin, montaj, karanlık oda... Benim haberim çıktığı zaman sabahı beklemezdim. Gece 2–3’te matbaada beklerdim. Gazete basıldığı zaman elime alır, imzamı görürdüm.
Bir anı anlatayım. Rize Belediye Başkanımız vardı, rahmetli Ekrem Orhon. Onun haberini yapmıştım. Manşet “Bir çınar devrildi Rize’de” ve imza Osman Yazıcı. O gazeteyi cebimde taşırdım. Kimse bana inanmazdı. İşte bizim meslek heyecan işidir.
Trabzon’dan ayrılırken kimseyi tanımıyordum, ama ayrıldığımda Trabzon’daki insanların %95’i beni tanıyordu.
Sonra Ankara’ya geldim. Flash TV’de muhabirlik yaptım. Daha sonra rahmetli Mesut Yılmaz’a danışman olarak geldim. Gazetecilikten bürokrasiye geçtim. Başbakan danışmanlığı yaptım. TRT, Anadolu Ajansı ve Basın-Yayın ile ilgili görevlerde bulundum. Parlamento dergisinde editörlük yaptım.
Hayatım boyunca medya, iletişim ve televizyonun içinde oldum.

Peki kariyerinizde dönüm noktası olarak gördüğünüz bir an var mı?
Şöyle söyleyeyim, yazı işleri müdürüyken şunu fark ettim: Gazetecilikte muhabir olmak kolay, yazar olmak da kolay ama üst düzey görevlerin sonu ayrılıktır. Oradan geri dönüş yoktur. Bu nedenle kendime yatırım yaptım. 91 seçimlerinden sonra Ankara’ya geldim. Ama hiçbir zaman gazetecilik kimliğimi bırakmadım.
Flash TV döneminde muhabirlik yaptığınız zamanla bugünkü dijital haberciliği kıyaslarsanız neler değişti?
Eskiden TRT tek kanaldı. Sonra özel kanallar çıktı. O zaman medya çok güçlüydü. Bir manşet hükümet düşürebiliyordu. Bugün ise vatandaş gazeteciliği var. Herkes telefonuyla haber yapabiliyor. Eskiden haber yapmak için kamerayla çekim, merkeze gönderim gerekiyordu. Şimdi anında canlı yayın var. Artık gizli haber yok. Türkiye’nin herhangi bir yerindeki küçük bir olay sosyal medyada büyüyüp ülke gündemine gelebiliyor.
Peki o dönemki lider-medya ilişkisiyle bugünü nasıl değerlendirirsiniz?
Eskiden siyasetçiler daha ulaşılabilir ve eleştiriye açıktı. Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Mesut Yılmaz gibi liderler eleştirileri dinlerdi.Bugün ise çoğu zaman haberin doğruluğu değil, kim yazdığı sorgulanıyor.
Masanın öbür tarafına geçmek gazeteciliğinizi nasıl etkiledi?
Muhabirliği yaşadım, yöneticiliği yaşadım, devleti gördüm. Bu bana olaylara çok yönlü bakma imkânı sağladı. Sadece gazeteci gözüyle değil, devlet ve bürokrasi açısından da bakıyorum. Ben Rize’nin Ardeşen ilçesinde küçük bir köyde doğdum. Zor şartlarda okudum. Ama bugünlere geldim. Bu da tecrübenin önemini gösterir.

Akademisyen olarak öğrencilere ne tavsiye ediyorsunuz?
2009’dan beri ders veriyorum. Öğrencilere sadece teori değil, hayatı öğretiyorum. Sahaya gönderiyorum. Etik kuralları anlatıyorum.
Yeni nesil gazeteciler sizce ne yapmalı?
Yeni nesil maalesef okuma ve yazmayı unutuyor. Oysa gazetecilik merak işidir. Çok okumalı, araştırmalı, gezmeli.
Bilgi kirliliği çağında köşe yazarının sorumluluğu nedir?
Gazetecinin kalemi namustur. Yalan yazmayacak, iftira atmayacak, karşı tarafın görüşünü alacak.
Günümüzde gazeteciliğin en büyük zorluğu ve avantajı nedir?
En büyük zorluk medya özgürlüğü. Gazeteciler baskı görebiliyor.
Avantaj ise teknoloji. Haber üretmek ve yaymak çok kolaylaştı.






Yorumlar