top of page

MUZAFFER ŞAHİN : “GAZETECİLİKTE EN BÜYÜK SORUMLULUK DOĞRULUĞU KORUMAKTIR”

  • 30 Mar
  • 3 dakikada okunur
Muzaffer Şahin, uzun yıllara dayanan gazetecilik deneyimini bugün akademide öğrencilerle paylaşmaya devam ediyor.
Muzaffer Şahin, uzun yıllara dayanan gazetecilik deneyimini bugün akademide öğrencilerle paylaşmaya devam ediyor.

Gazetecilik mesleğine 1970’li yılların zorlu Türkiye koşullarında adım atan Muzaffer Şahin hem sahadaki deneyimleri hem de akademik kariyeriyle dikkat çekiyor. Yaklaşık 30 yıllık meslek hayatında haber ajanslarında önemli görevler üstlenen Şahin, bugün ise bilgi ve birikimini yeni nesil gazetecilere aktarıyor. Bu röportajda, kariyer yolculuğunu, dönüm noktalarını ve genç gazetecilere verdiği en kritik tavsiyeleri konuştuk.



Kariyerinize ilk başladığınızda hedefiniz neydi?

 

Ben de sizler gibi bu okulun öğrencisiyimdim. 1978 yılında, o zamanki adıyla Ankara İktisadi Ticari İlimler Akademisi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksekokulu’na girmeye hak kazandım. Bölümüm Radyo-Televizyondu. 1978 yılında Ankara’ya geldim. Ankara dışından, Mersin’den geliyordum. Kaydımı büyük bir heyecan ve istekle yaptırdım. Okulun adı bile beni çok etkilemişti.

Her ne kadar bölümüm Radyo-Televizyon olsa da hem gazetecilikten hem de o dönem yeni ve popüler bir medya aracı olan televizyondan çok etkilenmiştim. Bu nedenle her iki alanda da görev yapabileceğim düşüncesiyle eğitimime başladım. İyi bir gazeteci, iyi bir televizyoncu ya da iyi bir sinemacı olmak istiyordum. Buradaki “iyi ”den kastım; başarılı, gündemi yakalayabilen ve mesleğini hakkıyla icra edebilen biri olmaktı.

Ancak eğitime başladıktan sonra Türkiye’nin siyasi açıdan oldukça kırılgan bir dönemine denk geldik. Öğrencilik hayatımız, ülke genelindeki terör olaylarıyla geçti. Okulda, sokakta, mahallede; her yerde bu olaylara tanıklık ettik. Açıkçası o dönemde birinci görevimiz hayatta kalabilmekti.

Tüm bu zorluklara rağmen hedefimiz; gazetecilik, televizyonculuk ya da sinema alanında başarılı işler üretmekti. Eğitim sürecimiz boyunca stajlar, burslar ve yaz dönemlerinde yaptığımız çalışmalarla mesleki deneyim kazanmaya çalıştık. Özetle, eğitime başladığımda kariyer hedefim medya sektöründe üretken, verimli ve faydalı işler yapmaktı.

 

Mesleğinizin ilk yıllarında sizi bu alana bağlayan en büyük motivasyon neydi?

 

En büyük motivasyon, gazeteciliğin o dönemde çok popüler ve saygın bir meslek olmasıydı. “Gazeteciyim” dediğinizde hem kamusal hem de sosyal çevrede dikkat çeken bir konumda oluyordunuz. Bu durum ciddi bir motivasyon kaynağıydı.

Mesleğe haber ajanslarında başladım. Önce Hürriyet Haber Ajansı’nda çalıştım. 1982’den 1989’a kadar burada görev yaptım. Daha sonra Anadolu Ajansı’nda uzun yıllar çalıştım. Toplamda yaklaşık 30 yıllık bir gazetecilik kariyerim oldu.

1990’dan itibaren akademide ders vermeye başladım. 2011 sonunda Anadolu Ajansı’ndan emekli olduktan sonra da akademide tam zamanlı olarak çalışmaya devam ettim. Akademideki motivasyonum, meslek hayatım boyunca edindiğim deneyimleri gençlerle paylaşmaktır.

 

Size rehberlik eden en önemli kişi ya da olay kimdi?

 

Gazetecilikte tek bir rehberden bahsetmek zor. Birçok kişinin katkısı oldu. Hürriyet Haber Ajansı’nda redaksiyon şefimiz Soner Girgin’in büyük katkısını gördüm. Aynı şekilde Oktay Ekşi, Hasan Yılmazer ve Seyfettin Turhan gibi yöneticiler de mesleki gelişimimde etkili oldular.

Okul döneminde de Mahmut Tali Öngören ve Göker Müftüoğlu gibi hocalarımızın önemli katkıları oldu. Anadolu Ajansı’nda da birçok değerli yöneticiyle çalışma fırsatı buldum. Kurumsal olarak bu yapıların rehberliği çok önemliydi.

 

Kariyerinizde kırılma noktası neydi?

 

1988 yılında Başbakanlık tarafından açılan bir yurt dışı burs programıyla İngiltere’ye gitmem benim için bir dönüm noktasıydı. Bu ilk yurt dışı deneyimimdi. Hem dil eğitimi aldım hem de medya kurumlarını yakından tanıma fırsatı buldum.

Bu deneyim, gazeteciliğe bakış açımı değiştirdi ve mesleğe daha farklı bir perspektiften yaklaşmamı sağladı.

 

Başarısızlık olarak gördüğünüz bir anınız var mı?

 

Hürriyet Vakfı’nın yurt dışı bursunu kazanmıştım ancak daha sonra çeşitli nedenlerle bu burs iptal edildi. O dönemde bu kararın üzerine daha fazla gitmedim. Bugün geriye dönüp baktığımda, daha fazla mücadele etmem gerektiğini düşünüyorum. Bu benim için bir eksiklik olarak kaldı.


Aldığınız en riskli ama doğru karar neydi?

 

İstanbul’da bir konsoloslukta işlendiği iddia edilen bir cinayet haberini takip ettiğimiz bir olayda saatlerce bekledik. Vazgeçebilirdik ama sabrettik. Sonunda olayın doğruluğunu kanıtlayan görüntülere ulaştık. Riskliydi ama doğru bir karardı ve önemli bir haber ortaya çıktı.

 

Keşke daha erken fark etseydim dediğiniz bir şey var mı?

 

Sinemaya büyük ilgim vardı ancak bu alana yeterince yönelmedim. Gazetecilik ve akademinin yanında sinemayı da sürdürebilir miydim diye düşünüyorum. Belki daha cesur olabilirdim.

 

Yeni nesil gazetecilere en net uyarınız ne olurdu?

 

En önemli uyarım: Doğruluk kontrolü.

Dijitalleşmeyle birlikte gazetecilik çok hızlandı ancak bu hız doğruluk riskini de beraberinde getirdi. Yeni nesil gazetecilerin bilgiye kolay erişmenin cazibesine kapılmadan, doğrulama süreçlerini titizlikle uygulamaları gerekiyor. Kopyala-yapıştır yerine kendi içeriklerini üretmeli ve bilgiyi mutlaka teyit etmeliler.




 

Kıymetli vaktinizi ayırdığınız ve bu değerli bilgileri bizlerle paylaştığınız için çok teşekkür ederim Muzaffer Bey.


Ben teşekkür ederim Azra. Bu keyifli sohbet ve başarılı çalışma için ellerine sağlık. Gazetecilik yolculuğunda başarılarının devamını dilerim.

 
 
 

Yorumlar


-post-ai-image-4268.png

Kalemiyle düşünen, kelimelerle kendine alan açan biri.

Hayatın içindeki küçük ayrıntıları fark eden; suskunlukların, yarım kalmış cümlelerin ve görünmeyen duyguların peşine düşen bir gözlemci. İnsan hikâyelerine meraklı, özellikle de sesi kısılmış olanların. Çünkü bilir ki en güçlü cümleler bazen en sessiz yerden çıkar.

İki dili olan ama asıl dili duygular olan biri. Okumayı sadece bir alışkanlık değil, dünyayı anlama biçimi olarak gören; her kitapta başka bir hayatı deneyimleyen, her metinde kendine yeni bir pencere açan biri.

Haberi sadece bilgi olarak değil, sorumluluk olarak gören; olayların arkasındaki “neden”i merak eden; mikrofonu uzatırken saygıyı, yazarken vicdanı elden bırakmayan bir gazeteci adayı. Saha koşuşturmasından çok haberin mutfağında derinleşmeyi seven; araştırmayı, düzenlemeyi, anlamlandırmayı tercih eden bir üretici.

Ciddiye alınmayan gençliğin iç sesini, aile içinde kırılan kalplerin sessizliğini, toplumda görünmeyen yorgunlukları yazıya döken biri. Çünkü inanır: Anlatmak, iyileştirmenin ilk adımıdır.

Kısacası; kelimeleriyle iz bırakan, sessizce ama kararlılıkla ilerleyen biri.

© 2035 by Turning Heads. Powered and secured by Wix

bottom of page