Kamera Arkasından Hayata: Deneyim, Değişim ve Kendini Tanıma Yolculuğu
- 17 Nis
- 5 dakikada okunur

Televizyon sektöründe yaklaşık 30 yıllık deneyime sahip olan Harun Urgancı, mesleğe tesadüfen adım atsa da zamanla bu yolun kendisiyle ne kadar örtüştüğünü keşfetmiş bir isim. Kamera arkasında farklı alanlarda edindiği tecrübeyi akademide gençlerle paylaşarak sektöre katkı sunmaya devam ediyor. Turkuvaz Medya grubundaki teknik müdürlüğünün yanı sıra, teknolojiyi yakından takip eden ve değişimi içselleştiren yaklaşımıyla dikkat çekiyor. Urgancı ile mesleki yolculuğunu, dönüm noktalarını, sektörün dinamiklerini ve genç iletişimcilere tavsiyelerini konuştuk.
Kendinizi tanıtır mısınız?
15 Mart 1977'de Ankara'da doğdum. Eğitim hayatımın çok önemli bir kısmını Ankara’da tamamladım. Sadece çalışma hayatımın bir yılını İstanbul'da geçirdim; tipik bir Ankaralıyım yani. Yaklaşık 30 yıllık mesleki deneyimim var. Başından beri yayın teknolojilerine yoğunlaştım. Kamera arkasındaki farklı mesleki branşlarda ve farklı kanallarda çalışma imkânım oldu. Çalışma hayatımın çok önemli bir bölümünde yöneticilik yaptım, hâlâ yapıyorum. 15 yıldır Gazi Üniversitesi ile başlayan ve Hacı Bayram Veli Üniversitesi ile devam eden öğretim görevliliğim sürüyor. Buna iş olarak bakmıyorum; gençlerle buluştuğum önemli bir platform. Sektörle akademiyi buluşturduğum önemli bir platform olarak görüyorum. Turkuvaz Medya Grubu Ankara’da TV teknik müdürüyüm. 50’li yaşlara yaklaşırken dünyayla beraber benim de değiştiğim bir gerçek. Bu dinamik değişim sürecinde bilime ve teknolojiye olan hayranlığım ve yatkınlığım beni heyecanlandırıyor.
Mesleğe nasıl başladınız?
Mesleğe aslında tesadüfen başladım ama benimle örtüşen bir tesadüfmüş. Mesleğimi seviyorum. Babamın bir arkadaşının referansıyla ATV televizyonunda ses operatörü olarak başladım çalışma hayatıma.
Mesleğe başladığınız ilk günkü heyecanınızla bugünkü bakış açınız arasında ne gibi farklılıklar var?
Mesleğe başladığım ilk günlerdeki heyecan daha çok keşfetme arzusuna ve teknik yeterliliği hızla edinme ihtiyacına dayanıyordu. O dönemde odak çoğunlukla işi doğru yapmak, araçları tanımak ve mesleki refleksleri geliştirmek üzerineydi. Belirsizlik yüksekti ama aynı ölçüde güçlü bir motivasyon da söz konusuydu.
Bugün ise bakış açım daha bütüncül ve analitik bir çerçeveye evrilmiş durumda. Artık yalnızca “nasıl yapılır?” sorusu değil, “neden böyle yapılır?” ve “bu süreç hangi yapısal dönüşümlerin parçasıdır?” soruları da ön planda. Özellikle yapay zekâ, veri temelli karar alma ve dijitalleşme gibi unsurların mesleği dönüştürdüğünü daha net okuyabiliyorum.
İlk günlerde bireysel performans ve teknik yeterlilik ön plandayken, bugün kurumsal yapı, ekip dinamikleri, etik sorumluluklar ve sürdürülebilirlik gibi daha üst düzey parametreler belirleyici hâle geldi. Heyecan ise tamamen kaybolmadı; sadece biçim değiştirdi. Eskiden daha çok “yapabilme” heyecanıyken, bugün “anlama, dönüştürme ve yön verme” heyecanına dönüştü.
Kariyerinizde dönüm noktası olarak tanımladığınız özel bir olay ya da an var mı?
Var. Çok genç yaşta, 25 yaşında sektörde yönetici olarak görevlendirildim. Daha öncesinde sektörün farklı branşlarında çalışıyordum. Ancak bu görevle birlikte kariyerimde önemli bir kırılma noktası yaşadım.
Sektörünüzde karşılaştığınız en büyük zorluk neydi ve bu zorluklarla nasıl başa çıktınız?
Sektörde çeşitli zorluklar var ancak asıl zorlukların kendi içimde olduğunu fark ettim. Kendimi yeterince tanımadığımı fark ettiğim dönemlerde, iç dünyama yönelerek bu zorlukların üstesinden gelebileceğimi keşfettim.
Başarınızın arkasındaki olmazsa olmaz prensipleriniz nelerdir?
Çalışkanlık, disiplin ve dürüstlük. Bunlar benim için vazgeçilmezdir.
Henüz gerçekleştirmediğiniz ama gerçekleştirmeyi çok istediğiniz bir projeniz var mı?
Var. Aslen Ilgazlıyım. Çocukluğumun bazı yaz tatilleri Ilgaz’da geçti. Tipik bir köy hayatı yaşadım. Babaannem orada yaşıyordu; tavuklarımız, ineklerimiz ve tarlalarımız vardı. Ona yardım ederdik. Bu çocukluk anılarımı ölümsüzleştirmek için bir sinema filmi çekme fikri oluştu. Bununla ilgili bazı senaryo denemelerim oldu ancak şartlar henüz oluşmadı. Benim için çok anlamlı ve gerçekleştirmeyi çok istediğim bir proje. Belki yapay zekâ teknolojilerini kullanarak gerçekleştiririm.

Sizin geçtiğiniz yollardan geçmek isteyen genç iletişimcilere vereceğiniz en kritik tavsiye nedir?
En önemli tavsiyem, kişinin kendini tanıması ve ne istediğini bilmesidir. Hayatın temel prensiplerini kavraması gerekir. Doğruluk ve dürüstlük zaten vazgeçilmezdir.
“Bugünün genç iletişimcilerine en kritik tavsiyem şu: Sadece meslek öğrenmeyin, bakış açısı geliştirin.”
İletişim dünyası artık araçların değil, anlamın yarıştığı bir alan. Kamera kullanmak, kurgu yapmak ya da yapay zekâ araçlarına hâkim olmak elbette önemli ancak bunlar sizi farklı kılmaz. Asıl farkı yaratan, neyi neden anlattığınızı bilmenizdir.
Gençlerin kendilerini yalnızca teknik becerilerle sınırlamamalarını öneririm. Çünkü teknoloji çok hızlı değişiyor. Bugün öğrendiğiniz bir araç, yarın yerini başka bir şeye bırakabilir. Ama güçlü bir anlatı kurabilme becerisi, doğru soruları sorabilme yeteneği ve insanı anlayabilme derinliği kalıcıdır.
İyi bir iletişimci, sadece gördüğünü aktaran değil; gördüğüne anlam katan kişidir. Bu yüzden gençlere şunu söylüyorum: Çok izleyin, çok okuyun, çok düşünün ve mutlaka üretin. Ama en önemlisi, kendi sesinizi bulmaktan vazgeçmeyin.
Çünkü gelecekte kazananlar, en iyi teknolojiye sahip olanlar değil; ne söyleyeceğini bilenler olacak.
Üniversite eğitimi devam ederken çalışma hayatına da adım atmaları gerekir. Özellikle 4. sınıfta sektörle mutlaka bir bağ kurmalarını öneririm. Staj, asistanlık ya da yarı zamanlı çalışmalarla bu deneyimi kazanmaları çok önemli.
Sosyal medya haberciliği hız anlamında bir yarışa soktu. Bu hız yarışı içerisinde teyit mekanizması nasıl ayakta tutuluyor?
“Sosyal medya haberciliği gerçekten de gazeteciliği bir hız yarışına soktu; ancak şunu net söylemek gerekir: Hız, doğruluğun önüne geçtiği anda habercilik değerini kaybeder.”
Bugün haber ilk veren olmakla doğru veren olmak arasında ciddi bir gerilim var. Sosyal medya bu dengeyi çoğu zaman hız lehine bozuyor. Oysa haberciliğin temelinde hâlâ değişmeyen bir ilke var: Teyit edilmemiş bilgi, haber değildir.
Bu hız çağında teyit mekanizması tamamen ortadan kalkmış değil; aksine daha kritik hâle gelmiş durumda. Kurumsal yapılar içinde çok katmanlı editoryal süreçler hâlâ işletiliyor. Bunun yanında dijital doğrulama yöntemleri, açık kaynak istihbaratı, görsel ve video analiz araçları gibi yeni nesil teyit teknikleri de devreye giriyor.
Ancak burada asıl mesele teknikten çok etik bir duruş meselesidir. İyi bir gazeteci, baskı ne olursa olsun “ilk veren” değil, “doğru veren” olmayı öncelemelidir. Gerekirse haberi birkaç dakika geç girmek, yanlış bilgiyle kamuoyunu yanıltmaktan çok daha değerlidir.
Genç iletişimcilere bu noktada şu uyarıyı yapıyorum:Hız sizi görünür kılar ama güven sizi kalıcı yapar.
Haber ile kanal yönetimi arasındaki koordinasyonun en kritik noktası sizce nedir?
En kritik nokta, editoryal bağımsızlık ile kanalın kurumsal stratejisi arasında doğru dengeyi kurmaktır.
Geriye dönüp baktığınızda “iyi ki yapmışım” dediğiniz en önemli yatırımınız nedir?
Geriye dönüp baktığımda “iyi ki” dediğim en büyük yatırımım, tüm yoğunluğa rağmen hayatımın merkezine ailemi koymak oldu.
Kariyer, başarı, projeler… Hepsi zamanla değişiyor, dönüşüyor. Ama aileyle kurduğunuz bağ hem sizi ayakta tutuyor hem de yaptığınız işe anlam katıyor. İş hayatında aldığınız kararların kalitesi bile, arkanızda nasıl bir destek olduğuyla doğrudan ilişkili.
Bu yüzden en doğru yatırımın sadece mesleğe değil, insana ve özellikle aileye yapılan yatırım olduğuna inanıyorum. Çünkü sonunda insanı güçlü kılan şey, sahip oldukları değil; yanında kimlerin olduğudur.

Hayatınızı bir haber başlığıyla özetlemek isteseydiniz bu başlık ne olurdu?
Zamanın teknolojik olarak hızlandığı, yapay zekâ ve veri temelli sistemlerin hayatı yeniden şekillendirdiği bir çağda insan da bu dönüşümün parçası hâline geliyor. Ancak asıl mesele, bu değişime sadece adapte olmak değil; bireyin kendi değerleri, anlam dünyası ve üretim biçimiyle bu süreci bilinçli şekilde yönetebilmesidir.
Bu nedenle hayatımı özetleyen başlık, teknolojik dönüşüm ile insanın öznel uyumu arasında kurulan dengeyi ifade ediyor. Çünkü sürdürülebilir başarı, yalnızca değişime ayak uydurmakla değil; değişimi anlamlandırarak kendini yeniden üretebilmekle mümkündür.









Yorumlar