Necati Telli: “Başarı benim için istikrar ve bırakmamak”

Spor spikerliği, yalnızca bir maçı anlatmaktan ibaret değildir; hazırlık, disiplin, tecrübe ve büyük bir sorumluluk bilinci gerektirir. Bazen milyonların izlediği dev karşılaşmalar, bazen de kimsenin dikkat etmediği alt lig maçları aynı ciddiyetle anlatılır. Bu mesleğin içinde başarı, ün, linç, hata ve yeniden ayağa kalkma gibi pek çok insan hikâyesi bir arada bulunur.
TRT’de spor spikerliği yapan Necati Telli, Kırıkkale’de başlayan yolculuğunu; forum sayfalarından radyoya, oradan da uluslararası dev organizasyonlara uzanan bir süreçle anlatıyor. Onun hikâyesi, sadece bir meslek yolculuğu değil; aynı zamanda sabır, istikrar ve vazgeçmeme üzerine kurulmuş bir yaşam deneyimi.
Kendinizi tanır mısınız?
Ben Başkent Üniversitesi’nde ortaöğretim matematik öğretmenliği bölümünü bitirdim. 2009 yılında henüz üniversite öğrencisiyken spikerlik hayatına başladım. Mesleğin ilk yıllarında radyo programcılığı ve reklam seslendirmeleri yaptım. 2014 yılında TRT’de spor spikerliğine başladım. Yaz Olimpiyat Oyunları, Kış Olimpiyat Oyunları, Dünya Kupası, Avrupa Futbol Şampiyonası gibi birçok büyük organizasyonda görev aldım. Futbol başta olmak üzere birçok farklı branşta 1500’e yakın müsabaka anlattım. 2025 yılında Paris Saint-Germain–Tottenham UEFA Süper Kupa maçını anlattım. Halen TRT Spor ’da program ve haber bülteni sunuculuğuna devam ediyorum.
Kırıkkale’den TRT’ye geçiş süreci nasıl oldu?
Kırıkkale’de taşrada büyüyen, mahallede futbol oynayan bir çocuktum. Futbolu çok seviyordum ve Kırıkkalespor maçlarını takip ediyordum. Forum sayfalarında sürekli yorum yazıyordum. Bunu fark eden site yöneticisi bana görev verdi ve lise 1’de forum sayfası yöneticisi oldum. Sonra haber yazmaya başladım. Yazdıkça insanların okuduğunu görmek bana büyük bir haz verdi.
2009 senesinde Kırıkkale’de, babam TÜPRAŞ’ta çalışırken, Koç Topluluğu’nun TÜPRAŞ’ın sahibi olduğu dönemde bir Türk sanat müziği korosu kuruldu. Annem de bu koronun bir üyesiydi. Bu sayede Derya Kaya TRT spikeriyle tanıştık. Annem benim haberim olmadan yanına gitmiş ve “E, Derya Bey, benim oğlum radyocu olmak istiyor. Ne yapmalı?” diye sormuş. O da “Ben tatile gideceğim, Eylül’de yanıma gelsin,” demiş. Bunun üzerine anneme “Mail atsın” demiş.
Ben mail attım. Nitekim yanıt verdi ve Eylül ayında görüşmeye gittim. Annem benim medya ilgimden bahsetmişti. Ben de mail atıp görüşmeye gittim. Beni TRT Türk Spor Müdürü’ne yönlendirdiler. İlk görüşmeler oldu ama net bir başlangıç olmadı. “Okulunu bitir, öyle gel,” dediler.
Radyo Vizyon’da bir yıl ücretsiz çalıştım. Ardından Atlantis FM’de üç yıl çalıştım. Toplamda beş yıl radyoculuk yaptım.
Sonrasında TRT’ye tekrar döndüm ve 2014’te editör olarak başladım. 2019’da kadroya geçtim.
Bir maçı anlatmadan önce nasıl hazırlanıyorsunuz?
İki tür anlatım var: stadyumdan ve off-tube (stüdyodan).
Stadyumda 360 derece sahayı görüyorsunuz, bu çok daha rahat oluyor. Ama off-tube’da sadece ekrandan gördüğünüzle yetinmek zorundasınız.
Maçtan önce oyuncuları forma numarasıyla, mevkisiyle not ederiz. Bir süre sonra beyin oyuncuları ayırt etmeye başlar: saç rengi, ayakkabı, fiziksel özellikler…
Takımların son durumu, maçın önemi, oyuncu geçmişi ve hatta turnuva formatı bile çalışılır. Bazen 10 sayfa not çıkar ama sadece küçük bir kısmı kullanılır.
Önemli olan her bilgiyi anlatmak değil, doğru bilgiyi doğru zamanda vermektir.
Başarı sizin için nedir?
Benim başarı tanımım istikrar ve bırakmamaktır.
Ben 1295 yayında belki sadece 10 büyük maç anlatmışımdır.
Ama o 10 maçı anlatabilmek için 1285 yayında karda, yağmurda, hastayken görev yaptım.
Başarı benim için her maçı aynı ciddiyetle anlatabilmektir. 3. Lig maçı da final maçı da aynı sorumluluğu ister.
Sizi en çok etkileyen sporcu kim?
İlke Özyüksel Mihrioğlu beni en çok etkileyen sporculardan biri.
Modern pentatlon gibi zor bir branşta Türkiye’yi temsil ediyor. Onun hikâyesini bildikçe sadece bir sporcu değil, büyük bir mücadele görüyorsunuz.
2016’da olimpiyatlara katıldı, 2021’de 5. oldu, 2024’te 6. oldu. Ama bu istikrar çoğu zaman konuşulmuyor.
Biz genelde sadece madalyayı görüyoruz ama 5.’lik ve 6.’lık da dünyanın en iyileri arasında olmaktır.
En zor yayın türü?
Futbol dışında kalan branşlar.
Tekvando, boks, güreş gibi branşlarda zorlanıyorum çünkü daha az hâkimim.
Ama yine de her yayına aynı ciddiyetle yaklaşmak zorundayım.Spor spikerliğine sizi ne motive etti?
Futbolu çok seviyorum. Futbolcu olmak istemiştim ama olamayınca yine bu dünyanın içinde kalmak istedim.
Sesimle bu oyunun içinde olmayı seçtim.
Maç anlatırken depresif olduğunuz günler oluyor mu?
İnsanız, tabii ki oluyor.
Ama yayın benim için bir tür rehabilitasyon gibi. Maça girince enerji değişiyor.
“Sevgili seyirciler…” diye başladığımda içim kötü olabilir ama yayın beni yukarı çekiyor.
En unutamadığınız maç?
Danimarka–Finlandiya Euro 2020 maçı benim için çok etkileyiciydi.
Bir oyuncu sahada kalp krizi geçirdi. O an yayın tamamen farklı bir hale geldi.
Ne söyleyeceğinizi değil, ne zaman susacağınızı öğrendiğiniz bir andı.
O anlarda, bilmeden konuşmamak en doğru şeydi.
Canlı yayın hatası yapınca ne yaparsınız?
En doğru şey özür dilemektir.
İnsan olduğumuzu izleyici de biliyor. “Özür dilerim” demek hem sizi hem izleyiciyi rahatlatır.

Değerli paylaşımlarınız ve güzel sohbetiniz için çok teşekkürler Necati Bey. Sizinle tanışmak ve tecrübelerinizden faydalanmak benim için büyük bir şanstı.
Rica ederim Azra, ben de seninle tanıştığıma memnun oldum. Yolun açık olsun









Yorumlar