Gençlerin Fikirlerinin Değersizleştirilmesi: Bir Kuşağın Sessizce Susturulma Hikayesi
- 10 Mar
- 4 dakikada okunur
Gençlerin fikirlerinin değeri yokmuş gibi davranılan bir toplumda büyümek, insanın önce sesini, sonra cesaretini, en sonunda da umudunu kaybetmesine neden olur. Çünkü genç olmak, yalnızca bir yaş aralığı değildir; genç olmak, sürekli ertelemektir. "sonra konuşursun", " biraz daha büyü", " tecrübe kazan"," şimdi sırası değil" cümleleriyle ötelenen bir varoluştur gençlik.
Toplum, gençlerin geleceğin mimari olarak tanımlar ama bugünün öznesi olarak görmez. Onları sever gibi yapar, över gibi konuşur, umut bağlar... fakat iş söz hakkına geldiğinde geri adım atar. Çünkü gençlerin fikirlerin, çoğu zaman düzeni rahatsız eder. Ve düzen, rahatsız edilmek istemez.
" Sen Daha Küçüksün" Denilerek kapatılan hayatlar
" Sen Daha Küçüksün" cümlesi, belki de bir gence söylenebilecek en ağır cümlelerden biridir. Çünkü bu cümle, yalnızca yaşı değil; aklı, duyguyu, deneyimi ve düşünme kapasitesini de küçültür. Bu cümleyle birlikte gençlere şunu söyleriz:
Sen henüz yeterli değilsin.
Oysa kim belirler yeterliliği? Kaç yaşında yeterli olunur? Kaç hata yaptıktan sonra fikir söyleme hakkı kazanır? Bu soruların hiçbirini net cevabı yoktur. Ama gençler, bu belirsizliğin içinde sessizliğe itilir.
Zamanla gençler şunu öğrenir: konuşsalar da dinlenmeyeceklerdir. İşte tam da bu noktada bir kırılma yaşanır. Bazıları susar, içine kapanır. Bazıları ise daha yüksek sesle konuşur ve "asi", "problemli", " sorumsuz" ilan edilir. Her iki durum da suçlu yine gençtir.
Tecrübe Miti ve Gençliğin Gözden Düşmesi
Toplumda tecrübe kutsallaştırılır. O kadar kutsaldır ki, bazen düşünmenin önüne geçer. Tecrübe, yalnızca yaşla ölçülür. Oysa yaş almak, her zaman öğrenmek anlamına gelmez. Aynı yanlışları yıllarca sürdürmek, tecrübe değil; alışkanlıktır.
Gençlerin en büyük "kusuru", henüz alışmamış olmalarıdır. Adaletsizliğe alışmamış olmaları. Eşitsizliği normal görmemeleri. "böyle gelmiş böyle gider" dememeleri. İşte bu yüzden gençlerin soruları rahatsız edicidir. Çünkü gençler, ezberleri bozar.
Ve ezber bozmak, her zaman tepki çeker.
Konuşan Ama Duyulmayan Bir Kuşak
Bugünün gençleri aslında hiç olmadığı kadar konuşur. Sosyal medyada, üniversite sıralarında, yazılarda, podcastlerde, sokaklarda... ama aynı zamanda hiç olmadığı kadar duyulmuyordur. Çünkü konuşmakla dinlenmek aynı şey değildir.
Gençler konuştuğunda etiketlenir:
"çok bilmiş"
" haddini bilmiyor"
"saygısız"
"abartıyor"
Sustuklarında ise başka etiketler hazırdır:
"duyarsız"
"umursamaz"
"boşvermiş"
Gençlerin hangi yolu seçerse seçsin, yanlış ilan edildiği bir düzende, asıl sorun gençlerde değil; onları dinlemeyi reddeden sistemdir.
Geleceğin Teminatı Ama Bugünün Yabancısı
Her törende, her nutukta aynı cümle tekrar edilir: " gençler bizim geleceğimizdir."
Ama bu cümle, çoğu zaman içi boş bir teselliden ibarettir. Çünkü geleceğin teminatı olarak görülen gençler, bugünün karar mekanizmalarında yer almaz. Onlara sadece bekleme görevi verilir.
Bekle…
Biraz daha sabret...
Zamanı gelince…
Oysa gençler bugünü yaşıyor. Bugünün krizleriyle, baskılarıyla, eşitsizlikleriyle mücadele ediyor. Ama onlara hep yarın konuşma izni veriliyor. Yarın hiç gelmiyor.
Gençlerin Fikrini Yok Saymak, Toplumu Kısırlaştırmaktır
Bir toplum gençlerin fikirlerini ciddiye almadığında, kendini tekrar etmeye başlar. Aynı cümleler, aynı çözümsüzlükler, aynı hayal kırıklıkları… yeni bir söz söylenmez çünkü yeni sesler bastırılmıştır.
Gençlerin fikirleri kusurlu olabilir, eksik olabilir, yanlış olabilir, ama bu onların konuşma hakkını ortadan kaldırmaz. Çünkü düşünce, hata yaparak gelişir. Susturularak değil.
Belki de asıl korkulan şey, gençlerin yanlış düşünmesi değildir. Belki korkuları, gençlerin doğru soruları çok erken sormasıdır.
Susturulan Gençlik ve İçten İçe Büyüyen Yorgunluk
Sürekli ciddiye alınmamak, insanı yorar. Gençler zamanla sadece toplumdan değil, kendilerinden de şüphe etmeye başlar. "acaba gerçekten bilmiyor muyum? " diye sorar. Bu, en tehlikeli noktadır. Çünkü burada yalnızca ses değil, özgüven de kaybolur.
Birçok genç bu yüzden hayal kurmaktan vazgeçer. İtiraz etmekten çekinir. Kendi fikrini savunmaktan utanır. Toplumun gençlerden çaldığı şey yalnızca söz hakkı değil; cesarettir.
Sonuç Yerine: Dinlemek Bir Lütuf Değil, Bir Zorunluluktur
Gençleri dinlemek, onlara yapılan bir iyilik değildir. Bu, toplumun kendine borcudur. Çünkü gençleri dinlemeyen bir toplum, geleceğini ertelemekle kalmaz; onu sakatlar.
Gençler sustukça sorunlar büyür.
Gençler konuşmadıkça adaletsizlik derinleşir.
Ve bir gün gençler tamamen vazgeçtiğinde, herkes aynı soruyu sorar: "nerede yanlış yaptık? "
Ama asıl soru şudur;
Gençler susturulduklarını çoğu zaman yüksek sesle fark etmezler. Bu süreç sessiz ilerler. Önce bir toplantıda fikirleri geçiştirir. Sonra bir yazıları " fazla duygusal” bulunur. Ardından bir itirazları "zamansız" sayılır. En sonunda genç, konuşmamayı tercih eder. Çünkü konuşmanın bir karşılığı olmadığını öğrenmiştir.
İşte tam bu noktada toplum büyük bir kayıp yaşar. Çünkü susan gençlik, sadece bireysel hayallerinden değil; toplumsal katkısından da vazgeçer. Artık değiştirmek istemez, düzeltmek için uğraşmaz. " Nasıl olsa dinlenmeyeceğim" düşüncesi, en tehlikeli kabulleniştir. Bu kabulleniş, isyanın değil; tükenmişliğin işaretidir.
Susturulan gençlik, zamanla iki yola savrulur. Bir kısmı içe çekilir, görünmez olmayı seçer. Kendi kabuğunda yaşar, kendini ifade edebileceği alanları daraltır. Diğer kısmı ise sertleşir. Çünkü dinlenmeyen söz, bir süre sonra öfkeye dönüşür. Bu öfke de çoğu zaman yanlış anlaşır; sorun yine gençlere yüklenir.
Oysa kimse şunu sormaz:
Bu gençler neden bu kadar yorgun?
Neden bu kadar umutsuz?
Neden bu kadar erken vazgeçiyorlar?
Çünkü bu soruların cevabı rahatsız edicidir. Cevap, aynaya bakmayı gerektirir.
Gençlerin fikirlerini değersizleştiren bir toplum, aslında kendi geleceğini ciddiye almıyordur. Çünkü her yeni fikir, bir risk taşır. Ve risk almak istemeyen toplumlar, yerinde saymayı güvenli sanır. Ama yerinde saymak da bir tercihtir;
Sessiz bir çöküş tercihi.
Gençler her şeyden önce şunu ister: dinlenmek. Haklı bulunmak değil; dinlenmek. Alkışlanmak değil; ciddiye alınmak. Her söylediklerinin doğru kabul edilmesini değil;
Düşüncelerinin var sayılmasını. Çünkü bir fikrin değeri, onu söyleyenin yaşıyla ölçülmez.
Dinlemek, gençlere verilen bir ayrıcalık değildir. Bu, bir zorunluluktur. Çünkü dinlemeyen toplumlar, anlamayı bırakır. Anlamayan toplumlar ise tekrar eder, körleşir ve sonunda kendi sesinden başka hiçbir şey duyamaz hale gelir.
Bugün gençlerin fikirlerini bastıranlar, yarın aynı gençlerin sessizliğinden şikâyet edecek. "neden kimse sorumluluk almıyor?" diye soracaklar. "Neden kimse sahip çıkmıyor? "
Diye hayıflanacaklar. Oysa cevap yine aynı yerde duracak:
Gençler konuştu.
Gençler işaret etti.
Gençler anlattı.
Ama kimse durup dinlemedi.
Ve belki de en acı gerçek şudur:
Bir toplum gençlerini kaybettiği, onları susturduğu gün değil;
Gençler artık konuşmaya bile değer görmediğinde fark eder.






Yorumlar